Son Dakika
15 Kasım 2018 Perşembe

Kayıp Yüzyılın Prensesi: Oylum Talu

17 Haziran 2011 Cuma, 01:55


Oylum Talu, ekranların en dikkat çeken isimlerinden biri. Başarısını doğallığına ve çalışkanlığına borçlu. Sıcak gülüşü, duru güzelliği ve sevecen kişiliğiyle çok farklı. Adına bir de kitap yazılıyor: “Kayıp Yüzyılın Prensesi: Oylum Talu”. TV dünyasının parlayan yıldızı, Hello! dergisinin sorularını yanıtladı.

Nasıl bir aile ortamında büyüdünüz? O yılların renkleri neydi?

– Annemle babam çok iyi anlaşan bir çifttir. Çok mutlu, huzurlu, sıcak bir aile ortamında büyüdüm. Babam kimya mühendisi. Aliağa Rafinerisi’nin işletme müdürüydü. Ben İzmir’de doğdum ve ilkokula başlayıncaya kadar, Aliağa’da rafineri lojmanında bol oyunlu, eğlenceli bir çocukluk geçirdim. Çok iyi ağaca tırmanır, kozalak toplardım. İlkokulda üç okul değiştirdim ve son sınıfta İstanbul’a taşındık. Annem de coğrafya öğretmeni, okul hayatım hep onun takibindeydi. İzmir’in samimiliğinden sonra İstanbul’a adapte olmak hiç kolay olmadı. Şimdi iyi ki gelmişiz diyorum. İstanbul dünyanın en güzel şehri.

Yoğun bir gündeminiz var. TV dışında akademik kariyeriniz de devam ediyor. Neler yapıyorsunuz, anlatır mısınız?

– 30 yaşından sonra akademik kariyer için üniversiteye döndüm. Üniversite ortamını çok seviyorum. Sinema, televizyon ve reklam bölümlerinden sonra şimdi de iletişim okuyorum. Geçen sene başından beri Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde Sinema-TV bölümünün başkanlığını yürütüyorum. Bunun dışında geçen sene Uğur Dündar, Müjdat Gezen’le birlikte bir televizyon okulu açtı. Harika bir öğretmen kadrosu var. Uğur Dündar, Yılmaz Özdil, Prof. Dr. Haluk Şahin, Ruhat Mengi, Coşkun Aral gibi isimler… Ben de orada röportaj teknikleri dersi veriyorum. Çok iyi televizyoncular yetişiyor.

Hayatınızın dönüm noktası neydi?

– Rahmetli Ufuk Güldemir, televizyon ve gazetecilik camiasında birçok kişiye emek vermiş, yetiştirmiş ve hayatlarını belirlemiş bir isimdi. Benim de iş hayatımda dönüm noktam, Ufuk Güldemir’le tanışmamdır. Habertürk televizyonuna yönetmen olarak girmiştim. Fakat Ufuk Güldemir, beni zorla ekran yüzü yaptı.

Sonrası için ne planladınız?

– Televizyon açısından şu anda yaptığım işi, yani “Burası Hafta Sonu” programını çok seviyorum. Programın aynı zamanda yapımcısıyım. Yani mutfağında da bulunuyorum. Bugüne kadar, muhabirlik de ana haber bülteni spikerliği de yaptım. Şu anda yaptığım program bunların arasında en zevk aldığım. Televizyon çok enteresan bir camia, siz istediğiniz kadar plan yapın, realitenin uymadığı çok oluyor. Bense huzur ve mutluluk için çalışıyorum. Üniversite ortamıysa plan yapmaya olanak tanıyor. Şimdilik sadece doktora yapıp sonrasını kadere bırakmayı tercih ediyorum.

Televizyonda gördüğümüz kadarıyla tanıyoruz sizi, biraz kendinizden bahsetmenizi istesek başka neler söylersiniz?

– İnsanın kendisini anlatması zor. Çok yoğun bir iş ve eğitim hayatım var. Bunun dışında ailem benim için çok önemli. Piyano ve gitar çalıyorum. Müzik beni rehabilite ediyor. Bir köpeğim var. Onunla uzun yürüyüşler yapıyoruz. Haftada ortalama iki kitap bitiriyorum.

Hakkınızda bir de kitap yazılıyor…

– Destek Yayınları’ndan çıkacak kitap. Kahraman Tazeoğlu yazıyor. Çok başarılı bir şair ve yazar. Bu, Destek Yayınları Yönetim Kurulu Başkanı Yelda Cumalıoğlu’nun bir projesi. Bana teklif edildiğinde hem çok mutlu oldum, hem heyecanlandım hem de şaşırdım. Daha yolun başında olduğumu düşünüyorum. Birinin hakkında kitap yazılması çok önemli ve değerli. “Kayıp Yüzyılın Prensesi: Oylum Talu” kitabın ismi. Masal ve gerçek arası bir dünyada yaşıyor bu kız.

Hayattaki duruşunuz nasıldır? Neye önem verirsiniz?

– Hayattaki duruşum net: Kimseyi düşüncesinden, inanışından dolayı yargılamamak… Herkesin fikrine saygı duymaya çalışmak. Snop görünmek istemem ama kalite de benim için belirleyicidir.

Nasıl konuklar panik yaşatır size? Korkulan konuk profili var mıdır?

– Egosu yüksek konuklar panik yaşatabilir. Programın yapımcısı olduğum için konuklara ben karar veriyorum. Çok ünlü olmasından ziyade, kendi merak ettiğim, izleyiciye anlatacak bir şeyleri olan konukları tercih etmeye çalışıyorum. Neyse ki bugüne kadar istenmeyen bir durum yaşanmadı.

Duru bir güzelliğiniz var. Hayatınız da sizin kadar sade midir?

– Çok teşekkürler. Ben sadeyim, hayatım sade, arkadaşlarım sade. Hayatımda hiçbir aşırılık yok. Olmasına da izin vermem.

Masum, sade ama seksi bir tarafınız da var aslında, katılıyor musunuz?

– Masum ve sadeyi çok duyuyorum. Seksi ise çok hassas bir çizgi. Eğer masum ve sade ile bir bütün oluşturabiliyorsa güzel. Ama öne çıkması çok tercih etmediğim bir durum.

Hayatın başka yüzlerine bakmaya zaman bulabiliyor musunuz?

– Hayatın her yüzüne bakmak durumunda hissediyorum kendimi. Bir haber kanalında çalışmanın zorunluluğu olarak görüyorum.

Evliliğe sıcak bakıyor musunuz?

– Evliliğe sıcak ya da soğuk bakmıyorum. Kader olarak bakıyorum. Eğer ömür boyu birlikte olmak isteyeceğim biri çıkarsa hayır demem. Ama çocukları çok sevsem de sırf çocuğum olsun diye evlenmem. Önce doğru insan bulunur, o insanla hayat kurulur ve mutluluk, huzur paylaşılıyorsa çocuk o zaman düşünülür. Evlenmeden birlikte yaşamaya da karşıyım.

Nasıl bir erkek etkiler sizi?

– Çok sevdiğim bir yazar Jane Austen, onun “Pride and Prejudice” adlı kitabında Marc Darcy diye bir karakter vardır. Beni etkileyecek erkek tarzı olarak onu tanımlıyorum ben. Sevgi ve saygı dışında, bir erkekte başarı ve çalışkanlık etkiliyor beni. Yapılan iş ne olursa olsun, o işin hakkını veren insanlardan etkileniyorum. Bir de zekâ çok önemli. O zaman işin içine espri ve yaratıcılık da giriyor çünkü.

Aşk sizi nasıl biri yapar? Âşık Oylum’u anlatın bize…

– Aşk güzel bir şey. Ama ben sevgi dolu olmayı tercih ediyorum. Hem daha kalıcı hem daha inandırıcı. Ben aşka ya da sevgiye zor adapte oluyorum. Duvarlarım kolay yıkılmıyor ama yıkıldıktan sonra her şey çok güzel.

Dışarı çıktığınızda nerelere gidersiniz?

– Benim için dışarı çıkmak; arkadaşlarımla akşam yemeği, belki sonrasında sinema… O kadar uzun zamandır gece kulübüne gitmedim ki! Sigara içmiyorum, içki sevmiyorum. Gece kulübü atmosferi de pek bana göre değil. İlla eğlenilecekse, İzzet Çapa’nın mekânlarını tercih ederim. Gece hayatının sihirbazı diyorum ona.

Kendiniz için neler yapmayı seviyorsunuz?

– Kendisine dönük yaşayan biri hiç olmadım. Kuaförde zaman geçirip saatlerce bakım yaptırmadım hiç. Saçlarımı bile kendim kesiyorum. Günlük hayatta makyajsız, eşofmanla dolaşıyorum. “Ay ne küçükmüşsün” diyorlar.

Siz TV’de neyi izlersiniz, kimleri beğenirsiniz?

– En çok “Komedi Dükkanı”nı beğeniyorum. Çok başarılı bir proje. Tolga Çevik ve gizemli yönetmen muhteşem zekâya sahipler. Uzun zamandır kaçırsam da bilgisayardan takip ettiğim tek proje. “Muhteşem Yüzyıl”ı da beğenerek seyrediyorum. Meryem Uzerli’ye bayılıyorum.

 

 

 

2 Yorum

  1. Anonim

    30 Haziran 2011 at 07:49

    doyamadım

  2. mesut çakır

    16 Temmuz 2013 at 03:28

    adına kitap yazılması gerçekten dikkat çekici,ama iyikide yazılmış..

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Xturk Teması. Tasarım ve Programlama: Moradam